Çok zaman geçti…

Ne çok zaman geçmiş üzerinden son postun. Hayata kaptırıp gitmekten oldu hep bunlar. Blog yazmak, daha doğrusu sistemli bir şekilde devam etmek ve takip etmek hakikaten emek istiyor. Tabii blog bir kitap blogu olunca düzenli bir biçimde kitap okumak da gerekiyor.

Geçtiğimiz dönemde kitap okumaya devam ettim tabii ama eskisi kadar hızlı olamadı o okumalar maalesef. Kitap okumaya başladığımda ders kitaplarına dönüp bakmadığımdan kendimi kısıtladım. Arada güzel kaçamaklar da yaptım tabii. Şimdi okuduklarımdan bazılarını unuttum bile ve zamanında haklarında buraya birkaç kelimelik bir şeyler çiziktirmediğim için pişmanlık duymaktayım.

Şu anda Stieg Larsson’un Millenium serisinin ikinci kitabı Ateşle Oynayan Kız’ı okuyorum. Geçtiğimiz dönemde filmleri vizyonda olduğundan ve her kitapçıda çok satanlar listelerinde dolaştığından pek çok kişi seri hakkında bilgi sahibidir tahminimce. İlk kitap Ejderha dövmeli kız’ı bir kaç ay önce okumuştum. Hemen ardından seriye devam edemedim maaesef. İlk kitaba başladığımda pek sarmadı beni açıkçası, ilerledikçe daha bir merak uyandırmaya başladı ve çabucak bitiriliverdi tarafımdan. Ateşle oynayan kızda da ana karakterler aynı. Tüm seriyi bitirip ardından bir de filmlerini ard arda izlemeyi düşünüyorum.

Bu sefer çok daha kısa zamanda görüşmek dileğiyle…

Yorum bırakın

Filed under 2011 kitapları

Hikayenin Diğer Yüzü

         Bir önceki yazımda bahsettiğim Hikayenin Diğer Yüzü‘nü bitirdim ve bitirir bitirmez de yorumları aktarmak istedim. Daha öncede belirttiğim gibi hikaye 3 karakter üzerinden anlatılıyor. İrlandalı organizatör Gemma Hogan ile başlıyoruz hikayeye ve Gemma’nın babasının, annesini terketmesi sonucu yaşadıklarını öğreniyoruz. Daha sonra başarılı bir edebiyat temsilcisi Jojo Harvey ile tanışıp, yayıncılık dünyası hakkında bir sürü bilgi öğreniyoruz. Jojo’nun yeni ve başarılı yazarı Lily Wright ise üçüncü karakterimiz ve onun yazarlık dünyasına adım atmasını ve günlük hayatını takip ediyoruz.. Karakterlerimiz birbirleriyle bir şekilde bağlantılı ve böylece biz olayların diğer yüzünü de öğrenmiş oluyoruz.

      Benim düşüncelerime gelecek olursak… Öncelikle kitapta artık çevirmenden mi yoksa editörden mi kaynaklandığını bilemediğim anlatım hataları var. Bazı yerlerde aynı paragraf içerisinde hikaye  1. tekil şahısın ağzından anlatılırken birden 3. tekil şahısa geçiyor ve bu nedenle okuyucunun dikkati dağılıyor. Bir de kitap içerisinde sürekli Clinique reklamı yapılıyor!! Jojo’nun hikayesini anlatırken, yazarların şirketlerle anlaşmalar yaparak kitapların içerisine reklam koyduklarından ve bunun için yazarların ve temsilcilerin aldığı paralardan bahsediliyor ki bundan bir kaç sayfa sonra karşınıza Clinique çıkıyor. Bu bir ironi olamaz herhalde. Romanın akışı içerisine reklam içeren ürünleri sıkıştırmak şirketler açısından başarılı bir pazarlama stratejisi olsa bile bana çok yapmacık ve itici gelen bir durum açıkçası. Bu sadece bu kitaba ya da bu yazara has bir durum da değildir elbette ama dediğim gibi işin nasıl yürüdüğü size anlatıldıktan sonra markanın adı daha da çok dikkatinizi çekiyor. Bu eleştirilere rağmen çok kötü bir kitap değil ama zamanınız yoksa okunacak daha iyi ve eğlenceli kitaplar var…

2 Yorum

Filed under 2009 kitapları

Yahudi Efendi

         Kitap okumayı özledim. Doya doya saatlerce kitap okumayı özledim. Şu aralar başım kalabalıklaştı ve eskisi kadar okuyamıyorum. Gerçi hergün mutlaka az da olsa okuyorum ama o bana yetmiyor tabii. Bu arada kitaplığa yeni kitaplar eklenmeye devam ediyor ve okunacaklar biriktikçe birikiyor 🙂

         Toksöz Karasu’dan Yahudi Efendi son okuduğum kitaplardan biri. Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde başlayan bir hikaye. Vahdettin’in gayri meşru oğlu Adam’ın kimlik bunalımlarını ve kendini arayışını anlatıyor. Adam iç huzurunu sırasıyla üç semavi dinde arıyor ve kendini bulmaya çalışıyor. Oldukça güzel ve değişik anlatımı olan bir roman. Okumanızı tavsiye ederim.  

          Bu verdiğim uzun arada okuduğum bir başka kitap da Marian Keyes’den Amma Hoş Adam idi. Bu kitabı daha önce bahsettiğim kitaplarının tarzından biraz farklıydı. Anlatım sırayla farklı karakterlerin ağzından yapılıyor. Şu anda okuduğum da yine bir Marian Keyes kitabı ki bu elimde olan son kitabı şimdilik, Hikayenin Diğer Yüzü. Bu kitapta da Amma Hoş Adam’da olduğu gibi hikaye 3 kişi tarafından sırayla anlatılıyor, konular ve bu kişiler birbiriyle bağlantılı. Henüz bitirmediğim için çok yorum yapmak istemiyorum ama bu da bir çırpıda bitirdiğim kitaplardan olmadı. Yine de yazarı seviyorsanız okunabilir.

         Ben eğer bir yazarın ilk okuduğum kitabını beğendiysem, geri kalanları da okumam gerekliymiş gibi hissediyorum. Zaten yazdıklarımdan da anlaşılabileceği gibi takip ettiğim belli yazarlar var şimdilik. Bu yazarların kitapları çıkar çıkmaz hemen gidip alıyorum ama mesela Maeve Binchy’de olduğu gibi daha sonra hayalkırıklığına uğrayabiliyorum. ( Ki kendisinin 1 kitabı dışında tüm kitaplarını belki  eski kitapları gibidir umuduyla aldım.)Marian keyes’in de çoğu kitabını okumuş biri olarak aslında tarzını sevdiğim bir yazar. Sade, anlaşılır, sizi yormadan okunabilecek kitaplardan ama sürükleyiclik konusunda biraz eksik.

          Hikayenin diğer Yüzü de bittikten sonra ne okuyacağıma karar vermekte sıra. Sanırım furyaya ayak uydurup Dan Brown’ı seçeceğim.

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları

Kiralık Adam

Bu kitap ilk çıktığı günden beri hep göz önünde olan bir kitaptı. Çevremden duydum, çok satan listelerinde görüp merak ettim. Gönül isterdi ki güzel şeyler söyleyebileyim. Maalesef ben hayal kırıklığına uğradım. Sayfa sayısı az aslında ama uzuuuun zaman bitiremedim maalesef (Bir kitaba başlayınca mutlaka bitirmem gerekiyormuş gibi hissederim de ben). Dili ve anlatımı fazla basit. Neyse okumak isteyenler olabilir diye daha fazla bir şey yazmamakta yarar var. Çok beğenenler de var bu kitabı onu da söylemek lazım. Ama benim listemde değil maalesef.

2 Yorum

Filed under 2009 kitapları, Uncategorized

Yaz Bitti!

DSCF0628

        Sonbaharın ilk yağmurları başladı burada. Dün akşamüzerinden beri yağmur çisil çisil yağıyor. Balkona çıkınca burnuma keskin bir çam kokusu geliyor. Nasıl da özlemişim! Önceden hiç sevmezdim yağmuru. Yağmurda kesinlikle evden dışarı çıkmamam gerekirmiş gibi gelirdi. Aslında hala rahat rahat yağmurda dışarı çıkabildiğim söylenemez. Yağmurda yürümeyi beceremiyorum ben, baştan aşağı ıslanıyorum çünkü. Çok yağışlı memleketlerde, mesela İngiltere’de insanlar işe, alışverişe, okula, sinemaya ve bilimum yerlere nasıl gidebiliyorlar ve hiiiç ıslanmıyorlar anlayabilmiş değilim. Sanırım bana yağmurda yürüme kılavuzu lazım 🙂

        Ama şimdi yağmur varken içim garip bir huzurla doluyor. Pencerenin önüne oturup, yanıma kahvemi, elime kitabımı alma arzusu uyandırıyor içimde yağmur. Belki de evden çıkmak zorunda olmadığım içindir. Belki de uzuuun zamandır tatil yaptığım ve artık kış moduna girmek istediğim içindir.

         Evet bu sene ne zamandır yapmadığım kadar uzun bir tatil yaptım. Sınav stresinden, ders çalışmaktan dolayı bunalmıştım. Sonrasında neyse ki tatil beni bekliyordu. Eğer kuzenlerimle, arkadaşlarımla geçirdiğim zamanları saymazsak, yaklaşık 3 hafta boyunca, amaçsız bir biçimde ,neredeyse tüm günümü sahilde kitap okuyarak geçirdim. Aahhh güzel günler! Sabah erkenden kalkıp , hemen denize koşup, sahilde kısa bir yürüyüşün ardından kendimi sakin sulara attım. Sonrasında güneş yükselene kadar okudum tabii. Öğleden sonra, güneşin etkisi geçmeye başlayınca yine sahile gidip, gölgede kitaplarıma gömüldüm, ta ki güneş batana kadar. Gerçekten terapi gibiydi benim için. Bir daha böyle bir şansım olur mu bilemiyorum ama gerçekten en güzel yazlarımdan biriydi sanırım.

       Kitaplara gelecek olursak maalesef hepsine burada ayrıntılı olarak yer veremeyeceğim, ki blogun asıl amacı buydu, ama bu kadar uzun bir ara verince hepsini tek tek anlatmak hakikaten çok uzun bir iş. 2009 yaz kitapları;

  •         Beni hatırladın mı?- Sophie Kinsella : Geçirdiği kazadan sonra hafızasını kaybeden ve son 3 yılını hiç hatırlamayan bir kadının kendini tanıma ve son 3 yılda neler olduğunu hatırlama çabasını anlatıyor. 
  •         Aşık ve Gururlu – Melissa Nathan : Aşk ve gurur’un modern versiyonu denilebilir. Benim gibi Jane Austen kolikler sevebilir.
  •         Sen yeter ki iste! – Alexandra Potter :  ” Ne istediğine dikkat et çünkü gerçek olabilir!”. Buna ben de çok inanırım. Gerçi kitapta çok basit şekliyle durulmuş konu üzerinde, idare eder.
  •         Kırmızı kazak – Glenn Beck
  •         Sonsuza kadar – Judith McNaught
  •         Kusursuz –  Judith McNaught
  •         Gelin – Julie Garwood: Yazarın Düğün adlı romanını okumuştum ve çok beğenmiştim. Bu da ona çok benziyor. Sevdim. Gerçi iki adet Judith McNaught romanından sonra okuma gafletine düştüğüm için uzun süre bu tür okumayı düşünmüyorum. Üst üste 3 aşk romanı bünyeme fazla geldi.
  •         Solup giden aşklar – Sveva Casati Modignani
  •         Güneşin doğusu – Julia Gregson
  •         Örgü kulübü – Kate Jacobs : bu kitabın filmi de çekilecekmiş. Okurken insanın örgü öresi geliyor. Güzel bir hikaye.
  •         Kız kardeşim için – Jodi Picoult : Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Zaten aynı dönemde filmi de vizyondaydı. Okuduktan sonra gidip başka bir kitabını daha aldım. Kitaptan etkilenmemek mümkün değil. Olayları birkaç kişinin gözünden aktarıyor ve hepsinin psikolojisini ayrı ayrı çok güzel yansıtmış.
  •         Limon ağacı – Sandy Tolan : Filistin ve İsrail’in nasıl bu hale geldiğini anlamak için okunması gereken bir kitap. İsrail’in kuruluşunu, Filistin- İsrail çatışmalarını, insanların yaşadıklarını yansıtmaya çalışmış. Roman denemez. İki ailenin ışığında politik olayların gelişimini aktarıyor. Bazı yerlerde tarihi devamlılık sağlanamıyor sanki ama yine de okunmalı.
  •         Orada kimse var mı?Marian Keyes : Marian Keyes’in okuduğum ikinci kitabı. Güzel bir kitap, hem hüzünlenip hem gülüyorsunuz.
  •        Hayat beklemez – Sheila O’flanagan : Eh!

 

                Yukarıdan da görüldüğü gibi genel anlamda chick-lit tercih etmişim ki deniz kenarı için en uygun kitaplar da onlar sanırım. Yoksa sağınızda bir grup genç muhabbet ederken ve solunuzda da çocuklar bağırışırken limon ağacını okumaya çalışırsanız benim gibi gereken verimi alamayabilirsiniz. Ama sanırım ben biraz abartmıştım o nedenle sonlara doğru chick-lit ve aşk romanlarından sıkılmaya başladım ve yanımda olan kitaplar izin verdiğince biraz tarzı değiştireyim dedim ki limon ağacını da bu esnada okudum ama aslında dediğim gibi sahilde okumasam sanırım daha iyi olacaktı. Tatilden döndükten sonra okuduğum kitaplara gelirsek;

  •             Şeytanın Müridi – Glenn Meade : Dediğim gibi tarz değişikliği. Eğer Grange’ın kiaplarından hoşlanıyorsanız bu yazarı da seveceğinizi söyleyebilirim. Ben de gerilim türü ararken kitapçıdaki çocuk tavsiye etmişti bu kitabı. Gerçekten sevdim, bir çırpıda okudum. Okurken aklımdan sürekli bu kitaptan çok iyi film olacağı geçti, sanki sahneler gözümün önüne geldi. Kitabımızda bir adet seri katilimiz ki kendisi idam ediliyor, bir adet de FBI ajanımız var. Katil yani ona taktıkları ad ile şeytanın müridi idam edildikten sonra yine onun yöntemleri kullanılarak cinayetler işlenmeye başlıyor. Peki acaba katil kim? Zaten bu kitap hoşuma gidince gidip Buz Kapanı‘nı da aldım bakalım o nasılmış.
  •           Karpuz – Marian Keyes : Bu kitap da yine Barbara’nın kitaplığından bize ödünç. Yazarın okuduğum ilk kitabı ingilizce orjinalinden Angels idi. Türkçeye Çapkın Melekler diye çevrilmiş ama artık basılmıyor sanırım. Kitapta Maggie Walsh’ın kocasından ayrılıp Los Angeles’a arkadaşı Emily’nin yanına geldikten sonra yaşadıklarını anlatıyor. Şimdi önce diğer kitaptan giriş yaptım çünkü bu kitap ile de alakası var. Karpuz’da ise önceki kitaptaki Maggie’nin kardeşi Claire’in hayatına göz atıyoruz. Claire doğum yaptığı gün kocası tarafından terkediliyor ve ailesinin yanına geri dönüyor. O bunalımları ile boğuşurken annesi, babası, kız kardeşleri Helen ve Anna ona yardımcı olmaya çalışıyor. Bu arada yukarıda bahsettiğim “Orada kimse var mı? ” nın aynı zamanda bir başka yayınevinden baskısı da var ve adı Senden Başka Yok. Neden farklı bir isimle basmaya karar vermişler bir anlam veremedim. O kitapta da bir diğer kız kardeş Anna’nın hikayesini öğreniyoruz.  Bu ailede 2 kız kardeş daha var ama onların kitapları var mı onu bilmiyorum. Başlamışken bütün aileyi bitirseydik fena olmazdı..

      Bir daha ki yazıda görüşmek üzere diyelim bu kadar aksatmamak dileğiyle…

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları, chick lit, Romantik kitaplar, Tarihi roman

Uzun Zaman Oldu.

           Öncelikle bugün 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı. Herkesin bayramı kutlu olsun. Atamıza ve bu vatan için canını veren insanlara bize bu bayramı ve tabii ki en önemlisi bu vatanı armağan ettikleri  için ne kadar teşekkür etsek, ne kadar önlerinde saygıyla eğilsek az.

           Evet oldukça uzun zaman oldu. Son dönemde ders çalışmaya ağırlık verince bloga zaman ayıramadım. Okumaya da eskisi kadar maalesef zaman ayıramıyorum, her ne kadar içim gitsede.. Gelelim bu uzun arada okuduğum kitaplara. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi son dönemde okuduğum kitapların çoğu Barbara’ya aitti. Bir an önce bitirebilmek için onlara öncelik verdim. Kendi kütüphanemde de sırasını bekleyen bir sürü kitap var ama onların biraz daha beklemesi gerekiyor.

           Bunlarda bu zaman zarfında okuduğum kitaplar…

100_2589

             

         Dokuz günlük kraliçe adından da anlaşılabileceği gibi sadece 9 gün İngiltere tahtında kalmış Leydi Jane Grey’in hikayesini anlatıyor. O ünlü VIII.Henry’nin yeğeni olan Jane Grey VI.Edward’dan sonra tahta geçiyor ve Mary tahtı tekrar ele geçirene kadar tahtta kalıyor. Eğer Boleyn kızını veya o seriyi okuduysanız bu kitabı da sevebilirsiniz. İçinde bol bol saray entrikası ve  küçücük bir kızın hırslı anne ve babasının elinde neler yaşayabileceği var.

 

                  

100_2591       On Üçüncü Hikaye çok sevdiğim bir kitap oldu. Kitabın ne anlattığı ile ilgili pek bir şey yazmak istemiyorum çünkü söylememek daha iyi gibi geliyor. Sanırım kitaptaki ana karakterin hayatı kitap okumak olduğu için en baştan bir yakınlık kuruldu aramızda 🙂 Oldukça değişik bir tarz, sürükleyici, etkileyici, hikaye ilginç, anlatımı çok güzel. Kesinlikle tavsiye ederim. Arka kapak yazısını da ekliyorum;

        “Margaret, anne ve babasıyla beraber yaşayan içedönük ve yalnız bir genç kızdır. İçten içe, doğumuyla ilgili çeşitli şüpheler taşımakta ve bunu anne ya da babasıyla paylaşmamaktadır. Margaret’in tüm bu iç hesaplaşmalar içinde en büyük uğraşısı, ölen ünlü insanların biyografilerini yazmaktır. Sonunda, ünlü Vida Winter’dan aldığı davet mektubu hayatında yeni bir sayfa açar. Geçmişi karanlıklar ve çelişkilerle dolu olan kadın Margaret’ten kendisinin biyografisini yazmasını ister. Vida ve Margaret’in geçmişlerine yaptıkları yolculuk, ikisinin de içindeki karanlığa ışık tutacaktır. İki kadın, peşlerini bırakmayan hayallerle boğuşarak sonunda kendi gerçeklerine ulaşırlar. On Üçüncü Hikaye, gotik öykülerle dolu başarılı bir ilk roman çalışması”

villa

        Villa okuduğum ilk Nora Roberts kitabı oldu. Hep duyardım ama hiç alıp da okumaya fırsat olmamıştı. Güzeldi. Yine basit, rahat okunan bir kitap. Sanırım Nora Roberts tarzı için bir kitabını daha okumam gerekecek.

         Villa  Giambelli şaraplarının üreticileri olan ailenin başından geçen olayları anlatıyor. Giambelli’nin varisi Sophia ve Giambelli’nin birleştiği MacMillan’ın varisi Tyler ‘ın birbirleriyle geçinme çabaları, başlarına açılan dertlerle uğraşmaları anlatılıyor. Tabii daha fazlası da var ama katili söylemeyeceğime söz verdim 🙂

                   100_2586                          

         En yakın arkadaşımın kızı eğlenceli, bazen de  hüzünlü. Bir zamanlar Kamryn’in en yakın arkadaşı olan Adele’ in ölmesi ve kızını hayatta en çok güvendiği Kamryn’e bırakması ile başlıyor hikaye. Kamryn’in geçmişi sorgulamaları, gelecek kaygıları, duygusal fırtınaları ile devam ediyor.

         Leydi Macbeth 11. yy İskoçyasında geçiyor ve İskoçyanın en soylu ailelerinden birinin kızı Leydi Gruath’ın yaşamını anlatıyor. Tarihi roman sevenlere tercih edilebilir.

       

100_2594       Nefertiti yine tarihi roman, yine Mısır. Yıllar önce Ramses serisini okuduğum zamandan beri Antik Mısıra ilgi duyarım. Nefertiti, benimle aynı düşünceleri paylaşanların severek okuyacağı bir kitap.  M.Ö. 14. yy,  Mısır firavunu IV. Amenhotep’in kraliçesi. Firavunun Mısır’ı baştan sona değiştirmesine en büyük desteği veren kişi. Çok güzel, hırslı,bencil. Hikayeyi Nefertiti’nin kardeşi Mutnojmet anlatıyor bize. Bu arada bu kitabın yazarı Michelle Moran 1980 doğumluymuş, oldukça genç yani. Antik Mısır’ı sevenlere kesinlikle tavsiye edilir.

            

    100_2593                                    

        Pasaklı Tanrıça, tabii ki klasik bir chick-lit. 29 yaşındaki başarılı, çalışkan, hırslı avukat Samantha’nın hayatının 180 derece değişmesinin hikayesi. Bazı açılardan kendi düşüncelerimi gördüm sanki kitapta. Yani chick-lit’in amacı da bu zaten. Eğlenceli!

 

                 

           Eveet gelelim bu zaman zarfında okuduğum diğer kitaplara. Daha doğrusu seri demeliyim. Benden bir çılgınlık geldi geçti. Alacakaranlık çılgınlığı. Yani biri söylese gülüp geçerdim herhalde. Ben içinde vampirler olan bir kitabı, pardon 4 kitabı soluk almadan okuyacağım. 🙂 Alacakaranlık ve serileri ilk çıktığı zamalarda kitapçılarda hep gördüm kitapları, hep de en çok satanlar listesinde. Şöyle bir alıp incelediğimde “Amaan Vampir hikayesi, hiç işim olmaz!” deyip yerine bıraktım. Filmi çıktığında da hiç ilgimi çekmedi işin açıkçası.  Sonra bir gün arkadaşım “Bak bunu bir oku, ben bayıldım” diyerek elime tutuşturdu. Okuduğum ilk günün ertesinde soluğu kitapçıda alıp, 4 kitabıda almıştım. Yani bir elinize aldığınız zaman bırakamıyorsunuz. 4 kitabı 5 günde falan bitirdim. Delilik resmen! 🙂  Kitabın biri biter bitmez diğerinin kapağını açtım, gece yarılarına kadar okudum.

            

        alacakaranlık                           Hikaye liseli kızımız Bella ile Vampir Edward’ın aşkını anlatıyor. Yani evet, lise çağındakiler için yazılmış bir seri. Tamam ben de gencim de lise yılları geride kalalı baya bir oldu yani.. Ama kaptırdım işte. Napalım ben lisedeyken yoktu alacakaranlık falan 🙂 Arayı kapatıyoruz.

      Tabii filmini de izledim ilk kitaptan sonra hemen. Gerçi karakterlere bir göz atıp kitabı okumaya öyle başlamıştım, hani kafamda canlandırırken yardımı olsun diye. Bu arada film de şimdiye kadar gördüğüm en iyi kitap uyarlamalarından biri olmuş. Gerçi okumanın tadı her zaman başka..

              Eğer bolca boş vaktiniz varsa, kendinizi hayali, oldukça hayali bir dünyada kaybetmek istiyorsanız, ve kendinizi hala genç hissediyorsanız tavsiye ederim. Ama kendiniz kaybetmeyin derim, bünyeye zararlı! :)))

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları, chick lit, Romantik kitaplar, Tarihi roman

Yeni kitaplarım geldiii!

          100_2582                                                                      

            Yeni yeni kitaplar.. Böyle hepsini birarada görünce içim kıpır kıpır.. Oturup saatlerce okumak, okumak ve okumak istiyorum. Yeni yeni dünyalara girip, bazılarından hiç çıkmamak istiyorum.

           Solda görmüş olduklarınız son dönemde çeşitli zamanlarda alınmış olan yeni cicilerim. Ama maalesef şimdilik yalnızca okunacaklar listemde yerlerini alabilecek ve bir sürede orada kalacaklar. Zira daha önce okunması gereken öncelikli kitaplar var. Sevgili arkadaşımız, tam bir kitapkolik olan Barbara bize tam 10 yeni kitap ödünç verdi ve tabii öncelikli olarak onların okunması gerekiyor. Son dönemde okuduğum çoğu kitap da yine Barbara’nın kütüphanesindendi. Onlar bitti yerine yenileri geldi :)))

Barbara'nın kitapları

 

               Sağ tarafta görülen kitaplar da Barbara’nın kitapları. Şimdilik içlerinde 3’ünü bitirdim. Şu anda Villa‘yı okuyorum. Yakında o kitaplara da blogumda yer vereceğim tabii.

              Bu arada uzun zamandır bloga uzak kaldığım için son okuduklarımdan bahsedemedim, yeri gelmişken değinmeden olmaz. Mansfield Park’tan sonra Yine Jane Austen’dan İkna ‘yı(Persuasion)  okudum. Sanırım Aşk ve gurur’dan sonra en sevdiğim kitabı bu oldu. Diğer kitaplarına göre daha kısaydı. Yine yaklaşık olarak aynı konular, aynı dönem ama yine farklı bir tat vardı sanki. Bu arada burası her ne kadar bir kitap blogu olsada, Jane Austen sevenler için bir film tavsiyesi vermeden geçemeyeceğim. “The Jane Austen Book Club” filmimizin adı ve filmde bol bol Jane Austen kitapları var. Eğlenceli!

          Arada  Kişisel gelişim ile ilgili kısa kitaplarda okudum tabii, Kişisel ataleti yenmek gibi! Kesinlikle tavsiye edilir.. Yakında diğer kitaplarla birlikte olmak üzere!…

3 Yorum

Filed under 2009 kitapları