Mansfield Park

     İşte sıcağı sıcağına bitirdiğim roman. Jane Austen’ın Mansfield Park’ı. Aslında benim elimdeki çeviride adı Umut Parkı olarak çevrilmiş ki bence orjinal isme sadık kalınsaymış daha yerinde bir karar olurmuş.

     Jane Austen benim en sevdiğim yazarlardan. Emma’yı daha önce okumuştum. Aşk ve Gurur kitabı elimde olsa da okumamama rağmen konuyu ezbere biliyorum zaten filmini defalarca seyrettiğim için. Gerçi kitabı da okunacaklar arasında benim için.  Umut parkı ile İkna son aldığım kitaplar oldu ayrıca.  Jane Austen’ın dili, karakter tanımlamaları, yarattığı karakterler hepsi birbirinden güzel bana göre. Yaşadığı dönemi, o dönemdeki kadın-erkek ilişkilerini, toplum kurallarını harika yansıtıyor. Öyle ki sanki hikayenin içine dalıyorsunuz, kafanızda her ayrıntı kolaylıkla canlanıyor.

      Kitaba gelecek olursak Jane Austen’ın her kitabında olduğu gibi yine 19. yy başları İngiltere’sinde geçen bir hikaye.  Fakir bir ailenin bir çok çocuğundan biri olan Fanny Price evlatlık olarak teyzesinin yanına, Mansfield Park’a gönderilir. İçe kapanık, duyarlı, akıllı bir kız olan Fanny aile içinde çoğunluk tarafından önemsenmeyip, küçümsenir. Konakta  otoriter ve koruyucu ama sevecen enişte Sir Bentram, ilgisiz ve uyuşuk Leydi Bentram, işgüzar ve cimri teyze Mrs. Norris, sosyetik ve şımarık kuzenler Maria ve Julia, zevk düşkünü, havai Tom ve duyarlı, iyi kalpli Edmund ile beraber yaşamaya başlar. Aile içinde ona en yakın kişi teyzesinin oğlu Edmund Bertram’dır. Fanny’nin ve tüm konak ahalisinin yaşamı Mary ve Henry Crawford’un aile ile dostluğu ile tamamen değişecektir.

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları

Marie Antoinette’in Gizli Günlüğü

100_2350       Marie Antoinette’in Gizli Günlüğü  Avusturya arşidüşesi Maria Antonia’nın Fransa sarayına gelin gitmesi ile başlıyor. Fransız saray hayatını, kraliçe oluşunu, yasak aşkını, Fransız ihtilalini, halkın ayaklanmasını ve saray’ın geçirdiği değişimleri Marie Antoinette’in gizli günlüğüne yazdıklarından takip ediyoruz.  Fransa kraliçesi Marie Antoinette’in genç kızlığından idamına kadar geçen süreyi ele alan hikayede Fransız ihtilalini kraliçenin gözlerinden görüyoruz. Ben tarihi romanları sevdiğim için hoşuma giden bir kitap oldu. Hikayeden ziyade günlük tarzında yazılmış, genelde önemli olayları yansıtan bir roman. Öğrenemediğimiz şey ise gerçekten “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” deyip demediği ki kitapta yaratılan kişilikten pek de beklenecek bir hareket değil doğrusu… 🙂

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları, Tarihi roman

Son Çinli Şef

son çinli şef  Nicole Mones’in Son çinli şef kitabı okuduğum son kitaplar arasındaydı. Özellikle çin mutfağına ilgi duyanlar için sevebilecekleri bir kitap. Kitapta Çin’de düzenlenen bir yemek yarışmasına katılan yarı çinli yarı amerikalı Sam Liang ile onun yarışmaya hazırlanış sürecini gözlemleyen amerikalı yemek yazarı Maggie McElroy’un bu süreçte yaşadıkları anlatılıyor. Çin yemekleri ve Çin kültürü hakkında detaylı bilgiler hikayenin aralarına serpiştirilmiş. Hoş bir kitaptı benim için…

1 Yorum

Filed under 2009 kitapları

Mutfak Cadısı

mutfak cadısı           Annette Blair’in Mutfak Cadısı’nı dün bitirdim. İlk ilgimi çekme nedeni, mutfağa ve yemeklere olan ilgimden dolayı adıydı. Her ne kadar içinde yemeklerin çok fazla  yeri yoksa da beğendiğim bir kitap oldu.

           Aslında yemek yapmayı bilmeyen ama televizyonda yemek programı yapan ve erkekler üzerinde ki etkisinden dolayı hakkında cadı olduğuna dair söylentiler bulunan Melody Seabright ve 1 çocuk babası,TV yapımcısı Logan Kilgarven arasındaki çalkantılı denebilecek ilişkinin hikayesi Mutfak Cadısı. İlişkiler, parçalanmış aileler, erotizm, kendini kanıtlama çabaları… Hepsi hikayeye dahil..

2 Yorum

Filed under 2009 kitapları, chick lit

Tutankamon Son Sır

tutankamon     Tutankamon, Son sır sanırım Christian Jacq’ın son kitabı. Yıllar önce bu yazarın 5 kitaptan oluşan Ramses serisini okumuştum. Antik Mısır’a olan ilgimden dolayı oldukça ilgi çekici gelmişti o zaman. Ama maalesef bu son kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çok fazla keyif vermedi bana. Biraz hayal kırıklığına uğradım. Sanırım firavunlar döneminde geçen bir hikayeyi tercih ederdim.

     Hikaye 1950’lerde geçiyor. Amerikalı başarılı avukat Mark Wilder aldığı imzasız bir mektuba uyarak Mısır’a gidiyor. Karşısına çıkan yeni gerçeklerin peşinden giderek Tutankamon’un son sırrını arıyor. Bu macerada kendisine Kıpti kızı Atiye yardım ediyor. Mark Tutankamon’un peşinden gidiş öyküsüne Mısır’ın siyasi öyküsü de eşlik ediyor.

Yorum bırakın

Filed under Uncategorized

Düşler Krallığı

düşler krallığı        Judith McNaught, bu kadının kitaplarına bayılıyorum! Düşler krallığı okuduğum 4. kitabı. Daha önce Mutluluk, Aldığım her nefeste ve Cennet’i okumuştum. Geri kalan kitaplarını da mutlaka okumayı düşünüyorum. Aslında ilk kitaptan sonra stili çözüyor, olayların akışını rahatlıkla tahmin edebiliyorsunuz ama bu yine de kitabı elinizden bırakabilmenizi sağlamıyor. Okumak gerçekten zevk veriyor. İlk 3 kitabını birer günde okumuştum. Düşler krallığı 2 gün sürdü. Etkisinden bir süre kurtulamıyorsunuz. 

        Olaylar 15. yüzyıl sonunda geçiyor. İngiltere’nin tarihi atmosferinde geçen güzel bir aşk romanı. Bir İskoç dükünün kızı olan Jennifer Merrick ve İngiliz Claymore dükü Royce Westmoreland  arasında geçenleri anlatıyor.  Jennifer’ın manastırdaki okulundan Royce’un adamları tarafından kaçırılması ile başlayan olaylar akıcı bir biçimde devam ediyor.

1 Yorum

Filed under 2009 kitapları, Romantik kitaplar

Chick literature

                   images                             

        Aşağıdaki yazı Radikal gazetesi kitap ekinde çıkmış Ilgın Sönmez’e ait bir yazı. Şu sıralar okuduğum kitapların çoğunluğunu chick lit oluşturduğu için bu yazıyı buraya alıntılamak istedim. Chick lit eğlenceli, kadınlara hitaben yazılmış, basit anlatımlı,rahatlamak için okunacak kitaplar. Okuduğunuz zaman bir kere ayrıntılar kesinlikle kadınlar için betimlenmiş; ayakkabılar, moda, alışveriş, yemekler… Günümüz genç şehirli kadınının başından geçebilecek maceralar, ilişkiler, sorunlar… Kitaptaki karakterlerde kendinizden bir şeyler mutlaka buluyorsunuz. Bridget Jones severler bu kitapları da kesinlikle seveceklerdir!…

Çik-lit nedir, ne değildir?

Bir kere okuduğunuz için eğilip bükülmenizi gerektirecek bir tür değildir. Ucuz ve aptal değildir. Büyük anlatıları olan ve yüce sanata hitap eden bir tür değildir ama büyük amaçlara hizmet eden ve tadına varabilecek herkese kapısı açık olan, kapısı her olasılığa açık bir eylem alanıdır. Resmen feministtir. Sık sık slogan atar, içerdiği feminizm ete ve kana bürünmüş, nefes alan bir hayat gerçeğine dönüşmüştür. Yani çirkin, itici ve bakımsız değil, cazibeli, pratik ve vazgeçilmezdir. Dedikodu yasaldır bu türde. Kimse ‘hiç sevmem’ kılıfı geçirmez üzerine. Nefis hikâyeler vardır. Her biri gerçek hayattan cımbızlanan ve dalgasını geçen skandallarla bezenmiştir. Neredeyse her kadının içindeki, özellikle de şehirli kadının içindeki tüm infilak alanlarından beslenir. Sayısız g noktası vardır ve bu g noktalarını biz kadınların zaafları belirler. Kelime olarak ‘chick literature’, yani ‘piliç edebiyatı’ kökünden gelir ‘şık literature-edebiyat’ olarak nüansalandırılabilir. Çünkü yer yer kokoşluk da içeren bir stil hali mevcuttur. Genç ve genç hisseden kadınlar için, tamamen onlar tarafından tüketilmek üzere üretilir. 90’ların başından itibaren edebi cenderelerini söküp atan, pratik zekâlı kadınlar tarafından her yıl onlarcası yazılmıştır. Patlama noktası elbetteki Bridget’in malum günlükleri olmuş ve içeriğindeki mizahın kalitesi ve dozuyla milyonlarca kadını peşine takmıştır. Erkek egemen espri üretim merkezlerine kadının yaptığı istilanın adıdır çik-lit. Yeni kadının gerçek yüzünü acısı ve tatlısıyla sergilediği, her kadın kadar teşhirci ve değerli, derin ve şaşırtıcı acayip bir şeydir. Yazarlarının her biri dil ustasıdır. Feci dansöz, şeker virtüözdür. Tüm duyargalar açıktır ve buna karşın beklenmedik cümleler beklenmedik anlarda kuruluverir. Malum, basiti yakalamak zordur. Ve işte çik-lit de şu an dünyanın tüm metropollerinde yaşadığımız hayat kadar ‘basit’ ve ‘uyarıcı’dır.
Mesela: Edepsiz Sarışın’la Candace Bushnell, Alışverişkolik’le Sophie Kinsella, Şeytan Marka Giyer’le Lauren Weisberger…
ILGIN SÖNMEZ”

2 Yorum

Filed under chick lit