Tag Archives: Marian Keyes

Hikayenin Diğer Yüzü

         Bir önceki yazımda bahsettiğim Hikayenin Diğer Yüzü‘nü bitirdim ve bitirir bitirmez de yorumları aktarmak istedim. Daha öncede belirttiğim gibi hikaye 3 karakter üzerinden anlatılıyor. İrlandalı organizatör Gemma Hogan ile başlıyoruz hikayeye ve Gemma’nın babasının, annesini terketmesi sonucu yaşadıklarını öğreniyoruz. Daha sonra başarılı bir edebiyat temsilcisi Jojo Harvey ile tanışıp, yayıncılık dünyası hakkında bir sürü bilgi öğreniyoruz. Jojo’nun yeni ve başarılı yazarı Lily Wright ise üçüncü karakterimiz ve onun yazarlık dünyasına adım atmasını ve günlük hayatını takip ediyoruz.. Karakterlerimiz birbirleriyle bir şekilde bağlantılı ve böylece biz olayların diğer yüzünü de öğrenmiş oluyoruz.

      Benim düşüncelerime gelecek olursak… Öncelikle kitapta artık çevirmenden mi yoksa editörden mi kaynaklandığını bilemediğim anlatım hataları var. Bazı yerlerde aynı paragraf içerisinde hikaye  1. tekil şahısın ağzından anlatılırken birden 3. tekil şahısa geçiyor ve bu nedenle okuyucunun dikkati dağılıyor. Bir de kitap içerisinde sürekli Clinique reklamı yapılıyor!! Jojo’nun hikayesini anlatırken, yazarların şirketlerle anlaşmalar yaparak kitapların içerisine reklam koyduklarından ve bunun için yazarların ve temsilcilerin aldığı paralardan bahsediliyor ki bundan bir kaç sayfa sonra karşınıza Clinique çıkıyor. Bu bir ironi olamaz herhalde. Romanın akışı içerisine reklam içeren ürünleri sıkıştırmak şirketler açısından başarılı bir pazarlama stratejisi olsa bile bana çok yapmacık ve itici gelen bir durum açıkçası. Bu sadece bu kitaba ya da bu yazara has bir durum da değildir elbette ama dediğim gibi işin nasıl yürüdüğü size anlatıldıktan sonra markanın adı daha da çok dikkatinizi çekiyor. Bu eleştirilere rağmen çok kötü bir kitap değil ama zamanınız yoksa okunacak daha iyi ve eğlenceli kitaplar var…

Reklamlar

2 Yorum

Filed under 2009 kitapları

Yahudi Efendi

         Kitap okumayı özledim. Doya doya saatlerce kitap okumayı özledim. Şu aralar başım kalabalıklaştı ve eskisi kadar okuyamıyorum. Gerçi hergün mutlaka az da olsa okuyorum ama o bana yetmiyor tabii. Bu arada kitaplığa yeni kitaplar eklenmeye devam ediyor ve okunacaklar biriktikçe birikiyor 🙂

         Toksöz Karasu’dan Yahudi Efendi son okuduğum kitaplardan biri. Osmanlı İmparatorluğunun son günlerinde başlayan bir hikaye. Vahdettin’in gayri meşru oğlu Adam’ın kimlik bunalımlarını ve kendini arayışını anlatıyor. Adam iç huzurunu sırasıyla üç semavi dinde arıyor ve kendini bulmaya çalışıyor. Oldukça güzel ve değişik anlatımı olan bir roman. Okumanızı tavsiye ederim.  

          Bu verdiğim uzun arada okuduğum bir başka kitap da Marian Keyes’den Amma Hoş Adam idi. Bu kitabı daha önce bahsettiğim kitaplarının tarzından biraz farklıydı. Anlatım sırayla farklı karakterlerin ağzından yapılıyor. Şu anda okuduğum da yine bir Marian Keyes kitabı ki bu elimde olan son kitabı şimdilik, Hikayenin Diğer Yüzü. Bu kitapta da Amma Hoş Adam’da olduğu gibi hikaye 3 kişi tarafından sırayla anlatılıyor, konular ve bu kişiler birbiriyle bağlantılı. Henüz bitirmediğim için çok yorum yapmak istemiyorum ama bu da bir çırpıda bitirdiğim kitaplardan olmadı. Yine de yazarı seviyorsanız okunabilir.

         Ben eğer bir yazarın ilk okuduğum kitabını beğendiysem, geri kalanları da okumam gerekliymiş gibi hissediyorum. Zaten yazdıklarımdan da anlaşılabileceği gibi takip ettiğim belli yazarlar var şimdilik. Bu yazarların kitapları çıkar çıkmaz hemen gidip alıyorum ama mesela Maeve Binchy’de olduğu gibi daha sonra hayalkırıklığına uğrayabiliyorum. ( Ki kendisinin 1 kitabı dışında tüm kitaplarını belki  eski kitapları gibidir umuduyla aldım.)Marian keyes’in de çoğu kitabını okumuş biri olarak aslında tarzını sevdiğim bir yazar. Sade, anlaşılır, sizi yormadan okunabilecek kitaplardan ama sürükleyiclik konusunda biraz eksik.

          Hikayenin diğer Yüzü de bittikten sonra ne okuyacağıma karar vermekte sıra. Sanırım furyaya ayak uydurup Dan Brown’ı seçeceğim.

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları

Yaz Bitti!

DSCF0628

        Sonbaharın ilk yağmurları başladı burada. Dün akşamüzerinden beri yağmur çisil çisil yağıyor. Balkona çıkınca burnuma keskin bir çam kokusu geliyor. Nasıl da özlemişim! Önceden hiç sevmezdim yağmuru. Yağmurda kesinlikle evden dışarı çıkmamam gerekirmiş gibi gelirdi. Aslında hala rahat rahat yağmurda dışarı çıkabildiğim söylenemez. Yağmurda yürümeyi beceremiyorum ben, baştan aşağı ıslanıyorum çünkü. Çok yağışlı memleketlerde, mesela İngiltere’de insanlar işe, alışverişe, okula, sinemaya ve bilimum yerlere nasıl gidebiliyorlar ve hiiiç ıslanmıyorlar anlayabilmiş değilim. Sanırım bana yağmurda yürüme kılavuzu lazım 🙂

        Ama şimdi yağmur varken içim garip bir huzurla doluyor. Pencerenin önüne oturup, yanıma kahvemi, elime kitabımı alma arzusu uyandırıyor içimde yağmur. Belki de evden çıkmak zorunda olmadığım içindir. Belki de uzuuun zamandır tatil yaptığım ve artık kış moduna girmek istediğim içindir.

         Evet bu sene ne zamandır yapmadığım kadar uzun bir tatil yaptım. Sınav stresinden, ders çalışmaktan dolayı bunalmıştım. Sonrasında neyse ki tatil beni bekliyordu. Eğer kuzenlerimle, arkadaşlarımla geçirdiğim zamanları saymazsak, yaklaşık 3 hafta boyunca, amaçsız bir biçimde ,neredeyse tüm günümü sahilde kitap okuyarak geçirdim. Aahhh güzel günler! Sabah erkenden kalkıp , hemen denize koşup, sahilde kısa bir yürüyüşün ardından kendimi sakin sulara attım. Sonrasında güneş yükselene kadar okudum tabii. Öğleden sonra, güneşin etkisi geçmeye başlayınca yine sahile gidip, gölgede kitaplarıma gömüldüm, ta ki güneş batana kadar. Gerçekten terapi gibiydi benim için. Bir daha böyle bir şansım olur mu bilemiyorum ama gerçekten en güzel yazlarımdan biriydi sanırım.

       Kitaplara gelecek olursak maalesef hepsine burada ayrıntılı olarak yer veremeyeceğim, ki blogun asıl amacı buydu, ama bu kadar uzun bir ara verince hepsini tek tek anlatmak hakikaten çok uzun bir iş. 2009 yaz kitapları;

  •         Beni hatırladın mı?- Sophie Kinsella : Geçirdiği kazadan sonra hafızasını kaybeden ve son 3 yılını hiç hatırlamayan bir kadının kendini tanıma ve son 3 yılda neler olduğunu hatırlama çabasını anlatıyor. 
  •         Aşık ve Gururlu – Melissa Nathan : Aşk ve gurur’un modern versiyonu denilebilir. Benim gibi Jane Austen kolikler sevebilir.
  •         Sen yeter ki iste! – Alexandra Potter :  ” Ne istediğine dikkat et çünkü gerçek olabilir!”. Buna ben de çok inanırım. Gerçi kitapta çok basit şekliyle durulmuş konu üzerinde, idare eder.
  •         Kırmızı kazak – Glenn Beck
  •         Sonsuza kadar – Judith McNaught
  •         Kusursuz –  Judith McNaught
  •         Gelin – Julie Garwood: Yazarın Düğün adlı romanını okumuştum ve çok beğenmiştim. Bu da ona çok benziyor. Sevdim. Gerçi iki adet Judith McNaught romanından sonra okuma gafletine düştüğüm için uzun süre bu tür okumayı düşünmüyorum. Üst üste 3 aşk romanı bünyeme fazla geldi.
  •         Solup giden aşklar – Sveva Casati Modignani
  •         Güneşin doğusu – Julia Gregson
  •         Örgü kulübü – Kate Jacobs : bu kitabın filmi de çekilecekmiş. Okurken insanın örgü öresi geliyor. Güzel bir hikaye.
  •         Kız kardeşim için – Jodi Picoult : Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Zaten aynı dönemde filmi de vizyondaydı. Okuduktan sonra gidip başka bir kitabını daha aldım. Kitaptan etkilenmemek mümkün değil. Olayları birkaç kişinin gözünden aktarıyor ve hepsinin psikolojisini ayrı ayrı çok güzel yansıtmış.
  •         Limon ağacı – Sandy Tolan : Filistin ve İsrail’in nasıl bu hale geldiğini anlamak için okunması gereken bir kitap. İsrail’in kuruluşunu, Filistin- İsrail çatışmalarını, insanların yaşadıklarını yansıtmaya çalışmış. Roman denemez. İki ailenin ışığında politik olayların gelişimini aktarıyor. Bazı yerlerde tarihi devamlılık sağlanamıyor sanki ama yine de okunmalı.
  •         Orada kimse var mı?Marian Keyes : Marian Keyes’in okuduğum ikinci kitabı. Güzel bir kitap, hem hüzünlenip hem gülüyorsunuz.
  •        Hayat beklemez – Sheila O’flanagan : Eh!

 

                Yukarıdan da görüldüğü gibi genel anlamda chick-lit tercih etmişim ki deniz kenarı için en uygun kitaplar da onlar sanırım. Yoksa sağınızda bir grup genç muhabbet ederken ve solunuzda da çocuklar bağırışırken limon ağacını okumaya çalışırsanız benim gibi gereken verimi alamayabilirsiniz. Ama sanırım ben biraz abartmıştım o nedenle sonlara doğru chick-lit ve aşk romanlarından sıkılmaya başladım ve yanımda olan kitaplar izin verdiğince biraz tarzı değiştireyim dedim ki limon ağacını da bu esnada okudum ama aslında dediğim gibi sahilde okumasam sanırım daha iyi olacaktı. Tatilden döndükten sonra okuduğum kitaplara gelirsek;

  •             Şeytanın Müridi – Glenn Meade : Dediğim gibi tarz değişikliği. Eğer Grange’ın kiaplarından hoşlanıyorsanız bu yazarı da seveceğinizi söyleyebilirim. Ben de gerilim türü ararken kitapçıdaki çocuk tavsiye etmişti bu kitabı. Gerçekten sevdim, bir çırpıda okudum. Okurken aklımdan sürekli bu kitaptan çok iyi film olacağı geçti, sanki sahneler gözümün önüne geldi. Kitabımızda bir adet seri katilimiz ki kendisi idam ediliyor, bir adet de FBI ajanımız var. Katil yani ona taktıkları ad ile şeytanın müridi idam edildikten sonra yine onun yöntemleri kullanılarak cinayetler işlenmeye başlıyor. Peki acaba katil kim? Zaten bu kitap hoşuma gidince gidip Buz Kapanı‘nı da aldım bakalım o nasılmış.
  •           Karpuz – Marian Keyes : Bu kitap da yine Barbara’nın kitaplığından bize ödünç. Yazarın okuduğum ilk kitabı ingilizce orjinalinden Angels idi. Türkçeye Çapkın Melekler diye çevrilmiş ama artık basılmıyor sanırım. Kitapta Maggie Walsh’ın kocasından ayrılıp Los Angeles’a arkadaşı Emily’nin yanına geldikten sonra yaşadıklarını anlatıyor. Şimdi önce diğer kitaptan giriş yaptım çünkü bu kitap ile de alakası var. Karpuz’da ise önceki kitaptaki Maggie’nin kardeşi Claire’in hayatına göz atıyoruz. Claire doğum yaptığı gün kocası tarafından terkediliyor ve ailesinin yanına geri dönüyor. O bunalımları ile boğuşurken annesi, babası, kız kardeşleri Helen ve Anna ona yardımcı olmaya çalışıyor. Bu arada yukarıda bahsettiğim “Orada kimse var mı? ” nın aynı zamanda bir başka yayınevinden baskısı da var ve adı Senden Başka Yok. Neden farklı bir isimle basmaya karar vermişler bir anlam veremedim. O kitapta da bir diğer kız kardeş Anna’nın hikayesini öğreniyoruz.  Bu ailede 2 kız kardeş daha var ama onların kitapları var mı onu bilmiyorum. Başlamışken bütün aileyi bitirseydik fena olmazdı..

      Bir daha ki yazıda görüşmek üzere diyelim bu kadar aksatmamak dileğiyle…

Yorum bırakın

Filed under 2009 kitapları, chick lit, Romantik kitaplar, Tarihi roman